<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Osman Çetiner</title>
	<atom:link href="http://www.mehmetosmancetiner.com/index.php?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehmetosmancetiner.com</link>
	<description>Psikolojik Danışma ve Rehberlik</description>
	<pubDate>Tue, 03 Aug 2010 07:11:37 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yaşama Gündemimden</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=344</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=344#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 12:01:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Günce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=344</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zaman oldu sevinçle gönlümü açtığım bu sayfaya yazmayalı. 5 buçuk ay boyunca İstanbul&#8217;da sürdürdüğüm askerlik görevi nedeniyle yaşantılarımın izlerini yalnızca belleğime not etmekle yetindim. Oysa burada öznel dünyamdan başka öznelere seslenme güdüsüyle yer alıyorum. Şimdi uzun zamandır ertelediğim bu güzel yazma-paylaşma etkinliğine ve bunu okurumla buluşturma çabasına kavuştuğum için mutluyum.
Askerliğe başlamakla birlikte hayallerimin yaşama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Uzun zaman oldu sevinçle gönlümü açtığım bu sayfaya yazmayalı. 5 buçuk ay boyunca İstanbul&#8217;da sürdürdüğüm askerlik görevi nedeniyle yaşantılarımın izlerini yalnızca belleğime not etmekle yetindim. Oysa burada öznel dünyamdan başka öznelere seslenme güdüsüyle yer alıyorum. Şimdi uzun zamandır ertelediğim bu güzel yazma-paylaşma etkinliğine ve bunu okurumla buluşturma çabasına kavuştuğum için mutluyum.</p>
<p style="text-align: justify;">Askerliğe başlamakla birlikte hayallerimin yaşama gündemim içindeki ağırlığı arttı. Onca yoksunluğun içinde başka türlüsü olanaklı mı, başarılabilir mi bilmiyorum. Aslolan yaşamak değil mi ki zaten, bunu hayallerle olsun başarabilene helal olsun! Şimdi askerlik bitti ve ben 8 gündür sevinçten ne yapacağımı şaşırmış bir halde o şehir senin bu şehir benim dolaşıyorum. Şu an Ankara&#8217;dayım ve en geç bir hafta içinde atandığım Muş Varto&#8217;da olacağım. İnanıyorum ki orada çok daha farklı ve yaşamımı zenginleştirici deneyimler yaşayacağım. Yaşadıkça da buradan paylaşacağım. Özellikle &#8220;<strong>psikolojik danışma ve rehberlik</strong>&#8220;, &#8220;<strong>eğitim</strong>&#8220;,  &#8220;<strong>yaşam</strong>&#8220;, &#8220;<strong>gezi</strong>&#8220; ve &#8220;<strong>sanat</strong>&#8221; konularında sitemin içeriğine uygun paylaşımlarınız olursa burada yer vermekten mutluluk duyarım. Paylaşımlarınızı heyecanla bekleyeceğim. Şimdilik hoşçakalın.</p>
<p style="text-align: justify;">Paylaşımlarınız için: <a href="mailto:cetinermehmetosman@yahoo.de">cetinermehmetosman@yahoo.de</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=344</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeşil Hırkası Vardı Kadının&#8230;</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=346</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=346#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 18:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başlangıç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=346</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamı derinliğine yaşayan, yazarak bunları somutlaştıran arkadaşım Göksel Vurmaz&#8217;a sevgilerimle. Etkilendiğim yazısını okumanız, yorumlanamanız dileğiyle.

Yeşil Hırkası Vardı Kadının (Göksel Vurmaz, 2009)
Omuzları düşük duruyordu hem kendi karanlığında hem odanın. Zaman ve deli uğraşısıyla oluşturulmuş varoluşunu kıskandıracak kadar durgundu. Hiçbir hareket yoktu. Kendiliğinden katabileceği hiçbir enerjisi yoktu bir de. Ona hayat sunulmadan asla yerinden kıpırdayamazdı. Oldukça yetenekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yaşamı derinliğine yaşayan, yazarak bunları somutlaştıran arkadaşım Göksel Vurmaz&#8217;a sevgilerimle. Etkilendiğim yazısını okumanız, yorumlanamanız dileğiyle.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-347" title="3230_89088613080_560138080_1657663_4955513_n" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/11/3230_89088613080_560138080_1657663_4955513_n.jpg" alt="3230_89088613080_560138080_1657663_4955513_n" width="240" height="320" /></p>
<p style="text-align: justify;">Yeşil Hırkası Vardı Kadının (Göksel Vurmaz, 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Omuzları düşük duruyordu hem kendi karanlığında hem odanın. Zaman ve deli uğraşısıyla oluşturulmuş varoluşunu kıskandıracak kadar durgundu. Hiçbir hareket yoktu. Kendiliğinden katabileceği hiçbir enerjisi yoktu bir de. Ona hayat sunulmadan asla yerinden kıpırdayamazdı. Oldukça yetenekli bir kukla gibi. Üzerine sinmiş sigara kokuları, gördüğü soğuklar ve can alıcı olmayan renginden bihaberdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-346"></span><br />
Odanın sessizliğinde, karanlığa mum yakmak cesaretine sahip olmak gibi birkaç buruk adım duyuldu. Acelesi olan eller ve ayaklar bir şeyler arıyordu şimdi. Açılıp kapanan çekmeceler, ara sıra duraklayan ayak sesleri. Zaman geçiyor ve o bunu ölçemiyordu. Anlayabilmek gibi bir sanıya yer yoktu. Durgun ve kilitliydi şu ana. Öyle ki omuzları bile ağrımıyordu duruşunda. Susuyor, susuyor alabildiğine koruyordu sakinliğini.</p>
<p>Telaşlı eller gittikçe hızlandı. Önce bir o yana itildi, bir diğer yana derken, eller ve hüzünlü, garip işlemeli yeşil kumaş buluştular. Artık omuzları değil tüm benliği bütünlüğünü yitirmişti. Korkabilse korkacağı kesindi. Sessizliğine, tüm bu sürekliliğe rağmen daha çoklarını kattı. Bir de istem dışı silkelendi. Eller onu okşamaya, yerli yersiz dokunmaya başladı. İçinde bir şeyler oluyordu. Bir şeyler gelip geçmiyordu. Derken ısındı. Isıttı. Görevini başarıyla gerçekleştirmek için her zaman hazır bekleyen, beklediğini bile bilmeyen haki yeşil bir hırkaydı o. Giyildi, düzeltildi.<br />
Adımlar hızla kapıya yöneldi. Terkediliş çoktan gerçekleşmişti.<br />
Şimdi etrafı o kadar da karanlık değildi artık. Gün ışığı banyosu yapıyor gibiydi. İstem dışı kasılmaları devam ediyordu. Oysa aslında bu gün giyilmemeliydi. Çünkü kendi bitkinliğini bitirmeden bir şeyleri ısıtmak… İstemeyebilecek olsa kesinlikle istemezdi. Ama bunu asla anlayamaz ve söyleyemezdi. Bazen üzerini kapladığı kaşmir kumaşa karşı anlamsız bir öfke hissediyordu. Ona eşsiz olmadığını inatla hissettiriyordu çünkü. Sanırım şimdi tarafından yönetildiği vücudu aceleyle hareket ediyordu. Çünkü kaşmir gömlekten bile sızan ter onu da etkisi altına almıştı. Bu kadar panikten hiç hoşlanmamıştı. Susmaya devam etti kendi tercihiymiş gibi.<br />
Zaman geçtikçe anlıyordu. Üzerinde yabancı avuçların baskısını hissettikçe anlıyordu. Bu yoğun sarılma için koşulmuş bu denli hisli. Kadını artık hızla inip kalkan göğsüne söz geçirebiliyor gibiydi. Her halde mutluydu. Gün ışığı iyice canlanmaya başladı. Ama ansınızın üzerindeki yoğunluk azaldı. Sonra hava soğumaya başladı. Omzunda duran gözyaşlarının anlamı neydi. Bunu anlayabilmek… çok yorulmuştu. Birden kol kısımları omzunda buluştu. Kendi kendine sarılıyordu. Ait olmak ne garip diye düşündü. Anlam veremiyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=346</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Delilik Üstüne Notlar -Bitmemiş Bir Yazı-</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=319</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=319#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 14:12:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[ 

                                                       Delilik Üstüne

Her bir kavram demet demet, salkım salkım çağrışımı barındırır içinde. Bu çağrışımlar o kavramın karşıladığı -karşıladığını sandığı- öznel, nesnel ya da hayali gerçeklikten esinlenir. Öznel, nesnel ya da hayali gerçeklik olarak, bilemiyorum, delilik o kadar çok resim, sözcük, yaşantı ve insanı belleğimde bir araya getiriyor ki hiçbirini dışarda bırakmadan deliliği anlatmak olanaksızlaşıyor.
Çocukluğundan bugüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-320" title="delilk-aoestane" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/07/delilk-aoestane.jpg" alt="delilk-aoestane" width="400" height="254" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>                                                       Delilik Üstüne<br />
</strong><br />
Her bir kavram demet demet, salkım salkım çağrışımı barındırır içinde. Bu çağrışımlar o kavramın karşıladığı -karşıladığını sandığı- öznel, nesnel ya da hayali gerçeklikten esinlenir. Öznel, nesnel ya da hayali gerçeklik olarak, bilemiyorum, delilik o kadar çok resim, sözcük, yaşantı ve insanı belleğimde bir araya getiriyor ki hiçbirini dışarda bırakmadan deliliği anlatmak olanaksızlaşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocukluğundan bugüne &#8220;deli&#8221;, &#8220;anormal&#8221;, &#8220;tuhaf&#8221; nitelemeleriyle karşılaşmış benliğim deliliği olumlu görmeye eğilimli. Deli nitelemesinin yakıştırıldığı insanlara duyduğum derin saygı ve sempati ile bir övgü ifadesi biçimine bürünüyor delilik söylemimde.<span id="more-319"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Deliliği hastalık olarak görenlere bir karşı duruş benimkisi. Bu görüş, deliliği irade dışı ve özdenetimsiz bir sapkınlık olarak görerek &#8220;normalleştirme&#8221; güdüsüyle hareket edip &#8220;iyileştirme&#8221; adını veriyor yaptıklarına. Normal olanı iyiyle özdeşleştirerek tıbbi ya da bilimsel bir maske altında aslında ahlaki bir amaca hizmet ediyor, etmeye çalışıyor. Normalin insan üretimi bir kavram olduğunu unutarak her biri çok karmaşık ve biricik olan insanların aritmetik ortalamasını alıp özümüzü onun sonuçlarına indirgiyor, kendimize yani sahici olana değil kurgusal olana yönlendirip çoraklaştırıyoruz ruhlarımızı. Bu nedenle Wittgenstein&#8217;ın sözlerine daha yakın ve uyumlu buluyorum kendimi ve gerçekliği:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Deliliğin hastalık sayılmaması gerekir. Neden -şu ya da bu düzeyde- bir huy değişikliği olarak görülmesin ki?&#8221; </p>
<p style="text-align: justify;">Deliliği &#8220;normal&#8221; davranış kalıplarından sapma, &#8220;anormal&#8221; olma hali olarak tanımladığımızda tarihsel, ahlaki ve toplumsal olarak insan doğasını yaşadığımız zamana ,coğrafyaya ve kültüre hapsetmiş oluyoruz. &#8220;Normal&#8221;in &#8220;doğal&#8221; olarak algılanması anormali de kendiliğinden ve kaçınılmaz olarak hastalık olarak tanımlamamıza neden olmakta. Üstelik tüm bu algılama ve tanımlamalar delilik olarak adlandırılan davranışların hangi koşullarda ortaya çıktığını -farkında olarak ya da olmadan- çoğu zaman göz ardı ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İhtiyaçlarımızdan, adaletten ve paylaşımcılıktan yoksun çağımızdan öte &#8220;bu anormal dünyaya normal tepkiler veren&#8221; insanlara nevrotik ya da deli adını veriyoruz. Oysa ne bilgece bir tanımlamayı içeriyor Karen Horney&#8217;in &#8220;Çağımızın Nevrotik Kişiliği&#8221; ifadesi. Ya da ne haklı serzeniş Arno Gruen&#8217;inki:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Gerçek dünyada insani değerlerin kaybolmasına katlanamayanlar &#8220;deli&#8221; sayılırken, insani köklerinden kopmuş insanlar normal <span id="EC_EC_lw_1243281826_1" class="EC_EC_yshortcuts" style="CURSOR: hand; BORDER-BOTTOM: #0066cc 1px dashed">kabul</span> edilerek onaylanıyor.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Mesleğinde henüz emekleme evresinde olan bir okul psikolojik danışmanı olarak, deli cesaretiyle belki de, şu iddialı sözlerle sesleniyorum öğrencilerimin anababalarına:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Çocuklarınızın dünyaya, sınavlara, düzene ve altından kalkamayacakları sorunlara uyum sağlamasına çalıştığınız kadar tüm bunların da çocuklarınızın doğasına uyum sağlaması için emek verip çabalayınız. Yoksa mutsuzluk ve yabancılaşma kaçınılmaz.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Delirmemek olanaklı mı? Savaşlar, kıyımlar, rekabet, kaynakların kıtlığı, kaderimizi belirleyen ama potansiyelimizi ölçmeyen sınavlar, yalnızlık, eğitim ve sağlıktan yeterince faydalanamayan insanlar&#8230; Buna olsa olsa ne denir? : &#8220;Normalliğin Deliliği&#8221; (Arno Gruen, 2003).</p>
<p style="text-align: justify;">Deliliği (ya da akıl hastalığını) bir hastalık olarak belirlemedeki kesinliğimize karşın aklen ve ruhen sağlıklı olana aynı derecede ilgi göstermeyişimiz ya da bu konudaki tektipleştirici yaklaşımı nicedir sorguluyorum. Tam da bu noktada, psikolojik danışmanlar olarak hizmet alanımızı &#8220;normal insanlara yönelik&#8221; biçiminde ifade ederken, ne kastettiğimizi iyice iredemeleye ihtiyacımız var bana kalırsa. Bu ifade ile biz hastalarla ilgilenmeyiz mi yoksa danışanlarımızı hasta olarak görmeyiz mi demek istiyoruz? Ben ikinci yaklaşımı benimsiyorum. Yaşam rehberlerim Maslow ve Rogers&#8217;ın izinde hasta olarak nitelendirilen ruhların gelişme ve savunma güdüeriyle ilgileniyorum daha çok. Cinsellik ve saldırganlığa yönelik patolojik algıyı, &#8220;insanların tümü gelişmek ve yarına kalmak güdüleriyle hareket ederler ve ancak bu güdüleri engellediğinde saldırganlaşırlar&#8221; bilinciyle insancıllaştırma çabası içinde olmayı yakıştırıyorum mesleğime. Bu bilincin, dünyadaki var olan düzenin insanların kendilerini gerçekleştirmelerine ne kadar hizmet edip etmediğini sorgulatacağı inancındayım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=319</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Randy Pausch -Ölüme Giderken-</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=297</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=297#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 14:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başlangıç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[Randy Pausch Amerikalı bir profesör. Pankreas kanseri dolayısıyla bir-iki ay içinde öleceğini bilen bu güzel insan öğrencilerine ölümüne bir-iki ay kala, ölüme giderken bile yaşama sevinciyle dolu, anlamlı bir konuşma yapıyor (son ders konuşması) ve 25 Temmuz 2008&#8242;de bu dünyaya gözlerini yumuyor. Çok etkilendiğim bu konuşmada ifade edilenlere sayfamda yer vermek istedim.

&#8220;Eylül ayında Carnegie Mellon Üniversitesi&#8217;nde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><em>Randy Pausch Amerikalı bir profesör. Pankreas kanseri dolayısıyla bir-iki ay içinde öleceğini bilen bu güzel insan öğrencilerine ölümüne bir-iki ay kala, ölüme giderken bile yaşama sevinciyle dolu, anlamlı bir konuşma yapıyor (son ders konuşması) ve 25 Temmuz 2008&#8242;de bu dünyaya gözlerini yumuyor. Çok etkilendiğim bu konuşmada ifade edilenlere sayfamda yer vermek istedim.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-298 aligncenter" title="randypausch_wiki_2" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/randypausch_wiki_2.jpg" alt="randypausch_wiki_2" width="224" height="336" /></p>
<p><strong><em>&#8220;Eylül ayında Carnegie Mellon Üniversitesi&#8217;nde yaptığım akademik bir gelenek olarak &#8220;son ders&#8221; dediğimiz konuşmayı yapacağım.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Öleceğinizi bildiğinizi ve son bir dersinizin kaldığını varsayalım. Öğrencilerinize ne söylerdiniz?<span id="more-297"></span></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Burada benim görmezden geldiğim bir nokta var aslında. O da bu durumun benim için farazi olmaması. Pankreas kanseriyle mücadele ediyorum. Ameliyat, kemoterapi ve radyo tedavisinden sonra yeniden baş göstedi. Doktorlar yapılacak birşey kalmadığını son bir-iki ayım kaldığını söylüyorlar. İşte son bilgisayarlı tomografi sonuçlarım. Pankreas kanseri karaciğerime yayılmış ve neredeyse bir düzine tümör var.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bu durumdan hoşlanmıyorum. Üç küçük çocuğum var. Dürüst olalım; berbat bir durum. Ama yakında öleceğim konusunda yapabileceğim hiçbir şey yok. Filmin sonunu biliyorum. Senaryoyu değiştiremem ama tadını çıkarabilirim. İsyan etmemi bekliyorsanız sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm. Seçimim acınacak biri olmak değil. Yakında ölecek olmama karşın fiziksel olarak çok güçlüyüm. Hatta muhtemelen fiziksel olarak birçoğunuzdan daha güçlüyüm.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bugünkü konuşmamın konusu ölüm değil; hayat ve bu hayatın nasıl yaşanacağı; özellikle çocukluk hayallerimiz ve bu hayallerimizi gerçekleştirmek için neler yapabileceğimiz. Benim çocukluk hayallerim, sizinkiler&#8230;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Dönüp fotoğraflara baktığımda gülümsemediğim tek bir kare bile bulamadım. Evet harika bir çocukluk geçirdim. Hep hayal kurardım. Tam hayal kuracak zamanlardı. Televizyonu açıyorsunuz, insanlar aya ayak basıyor. Herşey mümkün. İşte bu ruhu hiçbir zaman kaybetmemeliyiz.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Peki benim çocukluk hayallerim nelerdi? Ulusal futbol liginde oynamak. Uluşamadığım çocukluk hayallerimden birtanesi.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Önemli olan hayallerinize ulaşamasanız da, bunun için çabalarken çok şey elde ettiğinizi bilmek. Çok sevdiğim bir söz var: Tecrübe; istediğinizi elde edemediğinizde kazandıklarınızdır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Uzun bir süre küçükler liginde oynadım. Olağansütü bir koçum vardı; Koç Jim Graham. Tam bir eski toprak. Antrenmandayken beni çok zorlardı. &#8220;Yanlış yapıyorsun, baştan al, tekrar yap&#8230; Hemen şınav çek!&#8221; Nefes almadan geçen iki saat. Antrenmendan sonra yardımcı koçlardan biri gelip &#8220;Koç Graham seni çok zorladı, ha.&#8221; dedi. &#8220;Evet&#8221; dedim. &#8220;Aslında bu iyi bir şey, seni umursadığı anlamına geliyor. Bir işi kötü yaptığında seni kimse uyarmıyorsa senden umudu kesmişler demektir.&#8221; Bu gerçekten işime işledi. Birisi sizi iki saat boyunca zorluyorsa daha iyi olmanızı arzuluyor demektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Ve sonraki hayalim Walt Diney Imaginary. Sekiz yaşındayken ailem beni, Kaliforniya&#8217;da Disneyland&#8217;a götürdü. İnanılmaz bir deneyimdi.   Tüm o oyuncaklar, gösteriler&#8230; İşte o gün &#8220;Tanrım, büyüdüğümde ben de bunlar gibi şeyler yapmak istiyorum&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Üniversiteden mezun olduktan sonra tüm bu büyülü şeyleri yapan insanlardan olmaya çalıştım; sevimli bir ret mektubu aldım. Yüksek lisanstan sonra tekrar denedim ve ret mektuplarını yıllarca sakladım. Gerçekten çok ilham verici.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Sonra garip bir şey oldu. Çalıştım, çok çalıştım ve genç yaşta öğretim üyesi olup belli araştırmalarda uzmanlaştım&#8230; Resimdeki benim. Bu dönemde Disney için anlamlı beceriyi geliştirdim ve oraya girme şansını yakaladım. Tüm bunları yaratn ekibin bir parçası oldum. Alaaddin&#8217;in sihirli Halısı dediğimiz bir şey üzerinde çalıştık. Gerçekten muhteşemdi. Ama bu noktaya gelmem 15 yıl sürmüş, defalarca denemeler yapmıştım. Bu da bana yolumuzdaki engellerin bir amaca hizmet ettiğini, bizi yoldan ayırmak için değil devam etmeyi ne kadar istediğimizi görmemiz için bu engellerin yolumuzda olduğunu anladım.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Çocukluk hayalleriniz varsa anne-babanızın iyi olmasını tavsiye ediyorum. Ben bu konuda şanslıydım. Bu resimdeki 70. doğumgününde annem. Ben de arkada, şu bulanık yerdeyim. Tamamen bulanık yerde kalmışım.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bu da 80. doğumgününde babam. Temel düsturu; &#8220;Daima eğlen, eğlence anlayışın olsun, meraklan. Bunu hiç kaybetme. &#8220;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Babam, harika bir adamdı. 2. Dünya Savaşı&#8217;nda savaştı. Kesinlikle muhteşem bir neslin parçasıydı. Ne yazık ki babamı bir yıl önce kaybettik. Annem babamın eşyalarını elden geçirirken 2. Dünya Svaşı&#8217;nda aldığı cesaret madalyasın buldu. 50 yıl süren evlilikleri boyunca bundan hiç bahsetmemişti. Böylece babamdan büyük bir alçakgönüllülük  dersi aldım.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Şimdi sıra annemde. Anne, saçını çektiğinizde bile sizi sevendir. Annemle işte böyle bir ilişkim vardı. Alçakgönüllükten bahsetmişken, annem bana hep siper olurdu.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Doktoramı yaparken çok zor sınavlara girerdim. Bir gün eve geldiğimde doktora sınavlarının ne kadar zor olduğundan bahsedip sızlanmaya başladım. Kolumu sıvazladı ve &#8220;Ne hissettiğini biliyoruz. 2. Dünya Savaşı&#8217;nda babanın Almanlarla savaştığını unutma.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Sonunda doktoramı aldığımda kendimle gurur duyuyordum. Annem beni herkese böyle tanıttı: &#8220;Bu benim oğlum. Doktor oldu, ama insanlara yardım edenlerden değil.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Muhtemelen annemle babamın yaptığı en güzel şey, odamın duvarlarını boyamama izin vermeleriydi. Bir gün duvara resim çizmek istediğimi söyledim. &#8220;Tamam&#8221; dediler.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>İşte bir roket ve bir asansör. İnekler hemen kendilerini gösterecektir, evet ikinci derece bir denklem.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>En güzeli bunu yapmama izin vermişlerdi. Yaratıcılığımı ifade etmemin, duvarın bozulmamış yapısından daha önemli olduğunu düşünmüşlerdi. Bu açıdan baktıkları için çok şanslıyım gerçekten.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Annemler bana insanların eşya karşısındaki öneminden de bahsettiler. Büyüyüp ilk arabamı aldığımda, bu parlak üstü açılan araba beni çok heyecanlandırmıştı.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bunlar yeğenlerim: Christopher ve Laura. Kardeşim biraz olsun nefes alsın diye her ay, bir haftasonu onları alırdım ve birlikte maceraya atılırdık. O zaman da arabamla hava atıyor, onlara Randy amcanın yeni arabasını sakın ha kirletmemelerini tembihliyordum. Tabi  o sırada kahkahalara boğuldular. Çünkü bir taraftan da bir şişe sodayı arka koltuğa döküyordum. &#8220;Napıyorsun&#8221; dşye sorduklarında da bunun sadece bir eşya olduğunu söyledim.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>İyi ki de öyle yapmışım. Christopher biraz üşütmüştü ve eve giderken arka koltığa istifra etti. Parlak, yepyeni bir malzemenin ne kadar değerli olduğu umrumda bile değil. Kesinlikle 8 yaşında bir çocuğun sadece üşüttüğü için kendini suçlu hissetmediğini bilmek kadar güzel değil.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bir an önce Tiger mı yoksa Igor mu olduğunuza karar verseniz iyi olur. Tiger enerjiktir, iyimserdir, meraklıdır, coşkuludur ve eğlenmeyi bilir. Eğlenmenin önemini kesinlike küçümsemez.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Kısa bir süre sonra öleceğim. Ama bugün yarın ve kaç günüm kaldıysa hepsinde mutlu olmayı seçiyorum. Hayallerini gerçekleştirmek istiyorsanız başkalarıyla çalışıp iyi geçinirseniz iyi edersiniz. Bu da bütünlük içinde yaşamanız anlamına gelir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Uygulamada zorlanacağınız basit bir ilke: Yalnızca doğruyu söyleyin.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>İkincisi; işlerinizi elinize yüzünüze bulaştırırsanız özür dileyin. Amerika&#8217;da çok fazla kötü özür var. İyi bir özür üç kısımdan oluşur. Üzgünüm. Benim hatamdı. Hatamı nasıl düzeltebilirim? Çoğu kişi üçüncü kısmı atlıyor. Samimiyet de buradan anlaşılıyor.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Son olarak; hpimizin hayatında sevmediğimiz, hoşlanmadığımız şeyler yapan insanlar var. Ama gördüm ki kimse tam anlamıyla şeytan değil. Yeteri kadar beklerseniz size iyi taraflarını da gösterirler. Bu konuda onları hızlandırmazsınız ama sabredebilirsiniz.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Minnet gösterin. 10 yıllık genç bir öğretim üyesiyken, raştırma labaratuvarımda çalışan 15 genç vardı. Onları bir haftalığına Disney&#8217;e götürdüm. Meslektaşlarım bunun çok pahalıya patlamış olması gerektiğini söyleyip nasıl böyle bir şey yapabildiğimi sordular. Bu çocuklar gece gündüz ben dünyadaki en iyi işi yapabileyim diye çalışıyorlar. Asıl böyle bir şeyi nasıl olur da yapamam? Minnet duymak çok basit ama çok güçlü bir şeydir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Son olarak şikayet etmek ya da sızlanmak bence sorunu gerçekten çözmez. İşte Jackie Robinson. Büyükler liginde oynayan ilk siyah. Sözleşmesinde insanlar ona tükürdüğünde şikayet etmeyeceğin söylüyor. Jackie Robinson gibi mi ya da sadece bir kaç ayı kalmış ben gibi misniz bilmem ama tüm zamanınızı ve enerjinizi şikayet ederek  ya da oyunun tadını çıkararak geçirebilirsiniz. Muhtemelen ikincisi uzun vadede sizin için daha faydalı olur.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bunun Carnegie Mellon Üniversitesi&#8217;nde verdiğim derslerin bir parçası olduğunu söylemiştim. Bu konuşmayı neden yaptığımı söylemem gerektiğini düşünüyorum.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bu konuşma sadece çocukluk hayallerinizi nasıl gerçekleştirebileceğinizle ilgili değil, bundan çok daha kapsamlı. Hayatızınız nasıl yaşayacağınızla ilgili.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Hayatınızı doğru yönde sürdürürseniz, karma gerisini halleder ve hayalleriniz sizi bulur. Doğru şekilde yaşarsanız hayalleriniz sizin olur.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bu kadar çok insanın bu dersten yararlanması da çok güzel ama işin aslı üniversitede de derse gelen 400 kişiye vermedim bu dersi. Bu dersi, sadece üç kişi için yazdım. Büyüdüklerinde izlesinler diye. Teşekkürler.</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=297</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sözcük</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=252</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=252#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 17:25:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Paylaşımlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=252</guid>
		<description><![CDATA[Yakın zamanda yitirdiğimiz, Türk felsefecilerinin içinde saygın bir yer edinmiş  olan Arslan Kaynardağ&#8217;ın anısına saygıyla&#8230;

SÖZCÜK
(Arslan KAYNARDAĞ, 1975)
Sözcük yoktu eylem vardı,
Eylemden sözcük doğdu.
Sözcükten eylem,
Bir eylem bir eylem daha,
Bir sözcük bir sözcük daha,
Derken bak neler oldu:

Bir sözcük ağladı,
Bir sözcük güldü,
Bir sözcük sordu,
Bir sözcük bildi.
Eylemler birikti bayram oldu.
Sözcükler birikti anlam oldu.
Sözcüklerle eylemler
Doğadan toplumdan her yerden,
Gelip girdiler bir yere,
Girdikleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><strong>Yakın zamanda yitirdiğimiz, Türk felsefecilerinin içinde saygın bir yer edinmiş  olan Arslan Kaynardağ&#8217;ın anısına saygıyla&#8230;</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-219 aligncenter" title="arslan-kaynardaay" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/arslan-kaynardaay-184x300.jpg" alt="arslan-kaynardaay" width="184" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong><span style="text-decoration: underline;">SÖZCÜK</span></strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>(Arslan KAYNARDAĞ, 1975)</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Sözcük yoktu eylem vardı,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Eylemden sözcük doğdu.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Sözcükten eylem,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir eylem bir eylem daha,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir sözcük bir sözcük daha,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Derken bak neler oldu:<span id="more-252"></span><br />
</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir sözcük ağladı,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir sözcük güldü,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir sözcük sordu,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir sözcük bildi.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Eylemler birikti bayram oldu.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Sözcükler birikti anlam oldu.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Sözcüklerle eylemler</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Doğadan toplumdan her yerden,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Gelip girdiler bir yere,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Girdikleri yer kitap oldu.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Sözcük sözcük diyorum ya,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Yüreklerden beyinlerden süzülmüş,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Işık parçalarıydı hepsi,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Kitapların içinde,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Pırıl pırıl parlıyordu.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Kimse içine atmasın sözcükleri,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Her sözcük konuşulsun,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Sözcük içimize atıldı mı,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Ağır kayalar gibi</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Eziyor yüreğimizi.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Her sözcük konuşusun,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Mırıltıdan fısıltıdan öte,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir muhabbet kurulsun.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir ezginin bir sözcüğü.</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Alıp götürüşü gibi,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir merhemin bir yaraya</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Yavaş sürülüşü gibi,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Bir yavrunun anasına</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>O temiz gülüşü gibi,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Gurbette sılaya</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Selam yazılışı gibi,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Yazılsın iyi iyi her şey,</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Her şey güzel konuşulsun.</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=252</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Guy Elders İle Söyleşi -motivasyon-</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=196</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=196#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2009 08:47:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başlangıç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Eğitim, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye&#8217;de de politika ve futboldan sonra hemen herkesin düşünce belirtmede cüretkar ama pek de donanımlı ve temkinli olmadığı konulardan biri. Hem sorun hem çare olarak başlıca gündem maddelerimizden biri olmasına, kaynaklarımızı artan bir biçimde eğitime harcamamıza karşın var olan eğitim dizgemizin bugünkü görünümü daha çok çaresizliğimizi anlatıyor. Buna &#8220;çaresizlik&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-228" title="dn" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/dn-224x300.jpg" alt="dn" width="224" height="300" />Eğitim, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye&#8217;de de politika ve futboldan sonra hemen herkesin düşünce belirtmede cüretkar ama pek de donanımlı ve temkinli olmadığı konulardan biri. Hem sorun hem çare olarak başlıca gündem maddelerimizden biri olmasına, kaynaklarımızı artan bir biçimde eğitime harcamamıza karşın var olan eğitim dizgemizin bugünkü görünümü daha çok çaresizliğimizi anlatıyor. Buna &#8220;çaresizlik&#8221; adını vermemin nedeni on yıllardır süregelen, insan doğası ve haklarına aykırı &#8220;mantıksız&#8221; ve &#8220;savurgan&#8221; sınavlar, sertifikalar, diplomalar düzeni. Veli, öğretmen, öğrenci ya da toplumca &#8220;eğitim&#8221; adını verdiğimiz bu özümüze aykırı uygulamalara &#8220;delilik&#8221; adını uygun görüyor haklı olarak İngilize öğretmeni Guy Elders.</p>
<p><span id="more-196"></span></p>
<p style="text-align: justify;">17 yıldır Türkiye&#8217;de öğretmenlik yapmasının yanı sıra İngilizce öğretimi konusunda çeşitli eğitim ve seminerler de veren Elders  İngilizce bölümünün davetiyle okulumuza konuk oldu; ince zekası ve mizahı, eğitimci duyarlığı ve de en önemlisi sorgulayan, meydan okuyan gözlem ve görüşleriyle hepimizi şöyle bir silkeledi, sarstı. Bilincimize seslenmekten öte duygumuza, tutumlarımıza seslendi ki sanırım bu nedenle etkili oldu.  Hem içerden hem dışardan bir ses olarak tadının damağımızda kaldığı bu söyleşi inanıyorum ki hem velilerimizde hem de biz öğretmenlerde içgörüden eyleme dönüşecek izler bıraktı.  Benim aklımda kalan izleri (not aldığım kadarıyla) elimden geldiğinde Elders&#8217;ın diliyle, kendi yorumlarımı da araya katarak buradan aktarmaya çalışacağım:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;Çocuğunuz olduğunda daha iyi bir öğretmen olacasınız.&#8221;</span></strong> : Ne haklı ve gerçekçi bir söz!  Bilgi ile uygulamanın birlikteliği olmaksızın başarılı olmak ne kadar da zor eğitimcilikte&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;İyi öğretmen tembel öğretmendir.&#8221;</span></strong> Öğrenci merkezli kavramını daha sık kullanıyoruz eskiye nazaran. Ancak gerçek anlamda öğretmen merkezli eğitimden ne kadar sıyrılabildik? Bunun yanıtını isterseniz en somut haliyle şu tabloda arayalım: Ders sonrasında öğretmen öğretmeye çalışmaktan yorgun düşerken öğrenciler dersten kurtulmanın sevinciyle oynamaya, top peşine koşuyorlar. Peki kim öğreniyor?</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bir iş ilanı: Ağır işçilik olarak öğrencilik</span></strong></p>
<ul>
<li>30 kişilik bir grupta yer alacaksınız.</li>
<li>12 yıl iş garantisi (kriz ortamında oldukça iyi bir seçenek gibi görünüyor (!)).</li>
<li>10 farklı alanda beceri göstermeniz bekleniyor.</li>
<li>İlk 5 yıl başarılı olacağınız garanti ediliyor.</li>
<li>Sizi strese alıştırmak için amacıyla şirket her akşam eve iş veriyor.</li>
<li>İlk 5 yıl boyunca tek yönetici, sonrasında ise her biri kendi alanının daha önemli olduğunu söyleyen ve sayıları giderek artan yöneticiler.</li>
<li>Zaman zaman iş arkadaşlarınız tarafından alaylarla karşılaşmanız olası.</li>
<li>Evde yaptığınız işi iyi yapıp yamadığınızı denetleyecek ayrı bir çift yönetici bulundurulacak.</li>
<li>Her bir dönemde 42 ayrı yeterlilik testi.</li>
<li>&#8230;</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu işi ister miydiniz? Öğrenciliğin ne denli ağır bir süreç, çocukluğun doğası ile ne kadar çelişir olduğunu karikatürize eden bu betimleme aslında çocuklarımızın nasıl bir yük altında olduğunu bize anlatmaya yetiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;Çocukların gündemi ile eğitimci ve veliler olarak bizim gündemimiz farklı&#8221;: &#8220;</span></strong>Hiçbir öğrencinin &#8220;Bugün İngilizce&#8217;den ne öğreneceğim, Matematik&#8217;te havuz problemlerini işleyeceğiz, yaşasın !&#8221; diye heyecanlanarak, sevinç duyarak okula gittiğini sanmıyorum&#8221; diyor Elders. Onların gündeminde pahalı bir çift ayakkabı ve cep telefonu, uzun kulaklarından duydukları utanç vb. konular var. Sanıyorum ki bunu söylerken onların bu ihtiyaçlarını öncelikli kılalım demek istemiyor, ama onları anlama gerekliliğimizi vurguluyor. Çocuklarımızı anladığımız ve onlarla iyi bir etkileşim gerçekleştirediğimiz oranda iyi eğitimciler, anne babalar olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Üzerlerinde baskı kuruyoruz</span></strong>: Çocuklarımızı arkadaşlarıyla kıyaslayarak,  beklentilerimizi gerçekçilikten uzak tutarak, sürekli sınavlar ve karneler ile değerlendirerek ve başarılarından çok başarısızlıklarında onlarla ilgilenerek üzerlerinde baskı kuruyoruz. Bu da hem onların benlik kavramını olumsuz yönde etkiliyor, hem de yaşamdan aldıkları, alacakları keyfi örseleyor. Beklentilerimizin onların yetenek ve haz alanları ile uyumlu olmasına çaba göstermeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Motivasyon= Beklenti X Değer:</span></strong> Öğrencilerin ve çevrelerinin kendilerinden beklentileri yanı sıra gerçekleştirdiklerinin içsel ve dışsal değeri onların motivasyonunu belirler. Öğrenciler için bir şey öğrenmenin değeri onların ifadelerinde; i. ilgimi çekiyor, ii. seviyorum, iii. eğlencelidir olarak görülür. Bu içsel değeri uyandırabildiğimiz oranda başarılıyız. Çünkü artık duygusal ve fiziksel şiddetin çağdaş eğitim anlayışında yeri yok.  Yaratıcılık, kendiliğindenlik (spontanlık) ve mizahın yeni öğretim becerileri olarak ele alınabileceğini düşündüm Elders&#8217;ı dinlerken.  Bir öğrencisiyle arasında geçen diyalogda şu tümceyi kurmuş:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Benim sana eşek demem yasak. Ama yasak olmasaydı derdim&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yaratıcı bir cümle! Bu yaratıcılık ve doğaçlama becerisi oldukça etkileyiciydi. Oysa ciddileşip otoriterleşerek öğrenme edimini sanıyorum ki filizlenip serpilleştiği topraktan alıp özünden uzaklaştırıyoruz. Acaba öğrenciye öğrenmenin zevkini hissettirebilir miyiz? Bunu hissetirmek için doğru kaynakları kullanabiliyor muyuz?</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Öğrenmeye güdüleyen (motive eden) etmenler: </span></strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="text-decoration: underline;">Sınıfta fark edilme</span> : Yaşıtları önünde övülmek öğrenme motivasyonunu artırabilir.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Sınav sonuçları</span>: Sınavlar stres kaynağıdır ama sınav başarısı motive edici olabilir. Burada önemli bir nokta: Sınavlar gelişme fırsatı vermeliler ki, çocuklar hatalarını görebilsinler. Ancak, öğretmenler ve öğrenciler olarak öyle bir koşuşturmaca içindeyiz ki geribildirim vermeye ve geribildirimleri değerlendirmeye fırsat bulamıyoruz. Daha az ve öz olamaz mıydı sanki?!</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Annebaba övgüsü</span>: Genellikle hatalar üzerinde duruyoruz. Olumlu yanlarına duyarlı olmak önemli. Olumlu yanlar sadece akademik konularda değil, toplumsal ve estetik ve spor konularını da kapsayan bir bütünsellikte değerlendirilmeliler. Ancak şu da bir gerçek ki veliler de baskı altındalar.</li>
<li><span style="text-decoration: underline;">Öğretmeni mutlu etmek</span>: Öğrencilerimizle iyi bir diyalog kurarak, onları anlayarak öğrenmekten keyif almalarını sağlayabiliriz.</li>
</ul>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Kısacası</span></em></strong></p>
<ul>
<li>Öğrencilerin hayatları zor</li>
<li>Onlar da birer insan</li>
<li>Övgü eleştirmekten daha iyidir</li>
<li>Onları tanıyın!</li>
<li>Bizler de motive olmalıyız.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Guy Elders ufkumuzu genişletti. İyi bir öğretmen olmaktan söz ederken iyi bir öğretmen olmanın etkili bir örneğini de gösterdi. Ama en önemlisi bir öğretmen, bir baba, bir İngiliz olmaktan öte bir insan vardı karşımızda dünkü söyleşide. Ne mutlu bize!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=196</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yakında&#8230;</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=175</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=175#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 07:26:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başlangıç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Bir psikolojik danışmanın iç sesinin dışavurumu olan bu sayfa bir haftayı geride bıraktı. Daha önce kimi konularda bölük-pörçük karalamalarımı daha düzenli bir biçimde sunmayı arzuluyorum. Ankara, &#8220;Guguk Kuşu&#8221; filmi ve deliliğin sorgulanması, Nurullah Ataç ve Sait Faik&#8217;ten öğrendiklerim, &#8220;Bisiklet ve Felsefe&#8221; şu an yazma heyecanı duyduğum konular. Bir anlamda yazdıkça, okudukça, okundukça tazelendiğimi duyumsuyorum. Siteme bir uğrama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir psikolojik danışmanın iç sesinin dışavurumu olan bu sayfa bir haftayı geride bıraktı. Daha önce kimi konularda bölük-pörçük karalamalarımı daha düzenli bir biçimde sunmayı arzuluyorum. Ankara, &#8220;Guguk Kuşu&#8221; filmi ve deliliğin sorgulanması, Nurullah Ataç ve Sait Faik&#8217;ten öğrendiklerim, &#8220;Bisiklet ve Felsefe&#8221; şu an yazma heyecanı duyduğum konular. Bir anlamda yazdıkça, okudukça, okundukça tazelendiğimi duyumsuyorum. Siteme bir uğrama inceliği gösteren herkese teşekkürler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=175</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Üç Altın İlke</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=158</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=158#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 07:15:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Paylaşımlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[ 

"Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir: Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir. Bilincinizi dinlemeli ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman uzun vadede - uzun vadede diyorum- başarı sizin peşinmizden gelecektir, çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşunuzdur."

V. E. FRANKL, İnsanın Anlam Arayışı, Öteki Yayınevi, 1997
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-159" title="basari" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/baayara.png" alt="basari" width="378" height="287" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=158</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hey Jude!</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=154</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=154#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 05:44:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Paylaşımlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=154</guid>
		<description><![CDATA[

Sevgili Hocam Sinan Atay&#8217;a sevgilerle&#8230;
Hey Jude don&#8217;t make it bad
Take a sad song and make it better
Remember to let her into your heart
Then you can start to make it better
Hey Jude don&#8217;t be afraid
You were made to go out and get her
The minute you let her under your skin
Then you begin to make it better
And [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><img class="aligncenter size-medium wp-image-143" title="the-beatles-hey-jude-lacsea-disques-cambodge" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/the-beatles-hey-jude-lacsea-disques-cambodge-291x300.jpg" alt="the-beatles-hey-jude-lacsea-disques-cambodge" width="291" height="300" /></em></strong></p>
<p><strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em>Sevgili Hocam Sinan Atay&#8217;a sevgilerle&#8230;</em></strong></p>
<p>Hey Jude don&#8217;t make it bad<br />
Take a sad song and make it better<br />
Remember to let her into your heart<br />
Then you can start to make it better<span id="more-154"></span></p>
<p>Hey Jude don&#8217;t be afraid<br />
You were made to go out and get her<br />
The minute you let her under your skin<br />
Then you begin to make it better</p>
<p>And any time you feel the pain, Hey Jude, refrain<br />
Don&#8217;t carry the world upon your shoulders                (!)<br />
For well you know that it&#8217;s a fool who plays it cool    (!)<br />
By making his world a little colder<br />
Na na na na na<br />
na na na na</p>
<p>Hey Jude don&#8217;t let me down<br />
You have found her now go and get her<br />
Remember to let her into your heart<br />
Then you can start to make it better</p>
<p>So let it out and let it in<br />
Hey Jude begin<br />
You&#8217;re <span id="lw_1244404612_0" class="yshortcuts">waiting for someone</span> to perform with<br />
And don&#8217;t you know that it&#8217;s just you<br />
Hey Jude you&#8217;ll do<br />
The movement you need is on your shoulder</p>
<p>Na na na na na<br />
na na na na Yeah</p>
<p>Hey Jude don&#8217;t make it bad<br />
Take a sad song and make it better<br />
Remember to let her under your skin<br />
Then you&#8217;ll begin to make it better<br />
Better, better, better, better, better, Yeah,Yeah,Yeah</p>
<p><span id="lw_1244404612_1" class="yshortcuts" style="border-bottom: #0066cc 1px dashed; cursor: hand;">Na Na Na Na</span> <span id="lw_1244404612_2" class="yshortcuts" style="border-bottom: medium none; background: none transparent scroll repeat 0% 0%; cursor: hand;">Na Na Na<br />
Na</span> Na Na Na, Hey Jude!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=154</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Henriette&#8217;in Felix&#8217;e Mektubu (Vadideki Zambak&#8217;tan)</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=114</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=114#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 14:14:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[
Henriette aslında yalnızca Felix&#8217;e değil tüm insanlığa sesleniyor bu mektupta. Buraya aldığım Henriette&#8217;in bilgece öğütlerinin, yararlanmak isteyenleri çok geliştireceğini düşünüyorum.
Honore de Balzac, &#8220;Vadideki Zambak&#8221;, çev. Zeynep İçlisoy, İlya Yay., İzmir, 2003. (Syf. 156-174)
&#8220;Dostum, dağınık hayat deneyimlerimi siz iletmek için bir araya toplamaya çalışmak, ustaca hareket etmeniz gereken bu çevredeki tehlikeler karşısında sizi silahlandırmak, bilseniz, ne büyük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-121" title="vadideki-zambak" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/vadideki-zambak.jpg" alt="vadideki-zambak" width="200" height="289" /></p>
<p>Henriette aslında yalnızca Felix&#8217;e değil tüm insanlığa sesleniyor bu mektupta. Buraya aldığım Henriette&#8217;in bilgece öğütlerinin, yararlanmak isteyenleri çok geliştireceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Honore de Balzac, &#8220;Vadideki Zambak&#8221;, çev. Zeynep İçlisoy, İlya Yay., İzmir, 2003. (Syf. 156-174)</strong></p>
<p>&#8220;Dostum, dağınık hayat deneyimlerimi siz iletmek için bir araya toplamaya çalışmak, ustaca hareket etmeniz gereken bu çevredeki tehlikeler karşısında sizi silahlandırmak, bilseniz, ne büyük bir mutluluk benim için&#8230;<span id="more-114"></span></p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bir kenarda kalıp yaşamak yerine, toplumların içine girmeyi kabul ettiğiniz andan itibaren, onu yaratan kuralların da iyi olduğunu kabul etmek zorundasınız. İşte yarın, bu toplumlarla sizin aranızda da bir anlaşma imzalanacak. Bugünün toplumu insana faydalar sağlamaktan çok, onu sömüren bir toplum mudur acaba? &#8230; ben o kanıdayım ki, ister sizin için faydalı, ister zararlı olsun, asıl olan, toplumda belirmiş genel kurallara uymaktır. İlk bakışta basit gibi görünür bu ilke, oysa uygulanması oldukça güç bir şeydir: gerçekten bu ilke, bir ağacı canlandırmak, yeşilliğini korumak, çiçekleri açtırmak, meyvelerini herkesin hayranlığını toplayabilecek şekilde olgunlaştırmak için en ince, kılcal damarlara sızan özsu gibidir&#8230; bu yasaların öğretmeni de, kitabı da okulu da yoktur. Bu toplum yasalarına uymamak demek, toplumsal dünyaya hakim olacak yerde, o dünyanın köleliğini kabul etmek demektir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Belki basit görünür bu sözler, ama doğruluğun, onurun, dürüstlüğün ve nezaketin, hayatta başarıya ulaşmanız için en emin araçlar olduğunu gösterirler. Şu çıkarcı dünyada bir sürü adam size duygulara bağlı kalınarak ilerlemenin mümkün olmadığını, fazla saygı gösterilen ahlak kurallarının insanın önüne engeller çıkardığını söyleyecektir; kendileri için bir fayda taşımadığı bahanesiyle küçük bir çocuğun kalbini kıran, yaşlı bir kadına kabaca davranan, iyi yürekli bir ihtiyarın yanında bir parça oturmayı katlanılamayacak bir sıkıntı olarak düşünen terbiye yoksunu, kıt görgülü, geleceği görmeden aciz ne adamalara rastalayacaksınız; daha sonra, bu adamların aşamadıkları dikenlere takıldıklarına, bir hiç uğruna hayatlarındaki başarı şansını elden kaçırdıklarına tanık olacaksınız; oysa o dediğim karşılıklı görevler kuramına kendini baştan alıştırmış kimse, hayat yolunda hiçbir engelle karşılaşmayacaktır; belki amacına erişmesi biraz gecikecektir; ama başarı şansı tam olacak, başkalarının toplum içindeki yeri yıkılırken onunki sağlamlaşacak, kalacaktır.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Merhametin ve sevecenliğin özü gibidir nezaket; nefsini unutmayı, bir vazgeçiş tavrını gerektirir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Yapamayacğınız bir şeyi sizden istedikleri zaman, hiçbir asılsız umut kapısı bırakmadan, kesin olarak reddedin; daha sonra yapmak istediğiniz şeyi kendiliğinizden, çabucak yapın; böylece reddemenin inceliğiyle iyilik yapmanın inceliğini, insanı yücelten bu iki dürüstlüğü kazanmış olacaksınız.</p>
<p>&#8230; kendinize fazla güvenmeyin, bayağı olmaktan kaçının, gayretkeşlik göstermeyin; bunlar hayat denizinde insanın her an çarpabileceği üç kaya gibidir: Kendinize gösterdiğiniz fazla güven, başkalarının size besleyecekleri saygı duygusunu örseler, bayağı tavırlarınız çevrenizde küçümsenmenizle sonuçlanır, başkaları için göstereceğiniz aşırı ve gereksiz çabalar da insanlar tarafından sömürülmenize, kullanılmanıza yol açar.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şöyle bir tavrınız olmalı: ne pek soğuk ne pek sıcak. İnsanın kendini güçlüklere düşürmeden durabildiği ortalama çizgiyi izleyin.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ama bir anne değil de bir üvey anne olan toplum, daha çok kendi gururunu okşayan çocukları sever. Başkalarının hizmetine koşmak için gösterilen aşırı çabaya, yani gençliğin gücünü ortaya koymaktan dolayı sevinç duyduğu ve başkası tarafından aldatılmadan önc kendi kendini aldattığı ve bu ilk yüce yanlışına gelince, kadına ve Tanrı&#8217;ya saklayın bunu.</p>
<p>Size kendinizi boş yere harcamamanız için yalvarıp duruken, her şeyde asil hareket etmenizi buyuran sese inanmalısınız; çünkü ne yazık ki, insanlar asıl değerinizi hesaba almayarak, sağladığınız faydalara göre der verirler size.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Temiz duygularınızı öyle erişilmez yerlere koyunuz ki, orada çiçekler coşkuyla seyredilsin&#8230; Görgü sanatının en önemli kurallarından biri de insanın kendi kendisi hakkında hemen hiç konuşmamayı gelenek haline getirmesidir.</p>
<p>&#8230; bugünün gençliği, sıcak bir serada yetişmiş, bu yüzden de tadı oldukça buruk bazı toplum bilgilerine sahip; bu bilgiler onu davranışlar, düşünceler ve yazılar hakkında çok sert hükümler vermeye itiyor. Henüz hiç kullanılmamış bir bıçakla kesiyor keseceği şeyi.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>İşte hoşa giden bir gençlikle, gönülçelen bir zarafetle, kazaılmış başarıları koruyan bir akılla silahlanmış durumdasınız. Buraya kadar bütün söylediklerim eski bir sözde özetlenebilir: Asilin yükü ağırdır.</p>
<p>Ama insanlardan şikayet edenlere ve dünyada hep nankörlerle karşılaştıklarını söyleyenlere benzemeyin. Kendi kendini heykelleştirmek olmaz mı bu?</p>
<p>Mahvolmanın verdiği umutsuzluk gibi bir umutsuzlukları vardır minnet altında kalmış insanların ve bu umutsuzlular büyük güçler doğurur. Kendinize gelince, başkalarının iyiliğini mümkün olduğu kadar az kabul etmeye çalışın&#8230;.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=114</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ben&#8221;den Yükselen Sevgi</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=103</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=103#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 13:12:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[




“Ben”den Yükselen Sevgi (Türk PDR Der. Bülteni sayı:15)
Bencillik olumsuzdur kültürümüzde. Karşımızdakine “bencil” dememiz onu üzer, “Ne yaptım ki bunu dedirtecek?” sorgulamasına götürür kişiyi. Birinci tekil şahıs kipi yükleme eklendiğinde bir rahatsızlık sarar her birimizi.
“Ben” kavramını dışlaştırıcı, ayrıştırıcı ve övücü anlamlar sarmalamıştır. Bu yüzden biz beni eritmek isteriz topluluklar içinde. “Ben”li konuşmaları ukalaca ve kibirli buluruz.
Ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong><span style="text-decoration: underline;"><img class="alignleft size-full wp-image-123" title="mevlana-duygular" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/mevlana-duygular.jpg" alt="mevlana-duygular" width="444" height="640" /></span></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div></div>
<div><strong><span style="text-decoration: underline;">“Ben”den Yükselen Sevgi</span></strong> (Türk PDR Der. Bülteni sayı:15)</div>
<p>Bencillik olumsuzdur kültürümüzde. Karşımızdakine “bencil” dememiz onu üzer, “Ne yaptım ki bunu dedirtecek?” sorgulamasına götürür kişiyi. Birinci tekil şahıs kipi yükleme eklendiğinde bir rahatsızlık sarar her birimizi.<span id="more-103"></span></p>
<p>“Ben” kavramını dışlaştırıcı, ayrıştırıcı ve övücü anlamlar sarmalamıştır. Bu yüzden biz beni eritmek isteriz topluluklar içinde. “Ben”li konuşmaları ukalaca ve kibirli buluruz.</p>
<p>Ben kavramının bu olumsuz anlamı, “ben” üzerine fazlaca düşünmeyişimizden olsa gerek. Ben demek etkinlik ve devinim demektir, sorumluluk almayı ve bedel ödemeyi gerektirir. Özgürlük ve bağımsızlık kadar sorumluluk ve kucaklaşma da onun tanımı kapsamında yer alır.</p>
<p>Beni ben kılan benin elementleri değil, ona biçim veren enerji ve yöntemdir aslında. Onca başkalığın özgün bir bireşimi (sentezi) ben. Bu yönüyle sanıldığının aksine kucaklayıcı bir niteliği de var. Öyle ki fazla iddialı bir deyişle, ben bilinci olmadan başka bilincinin olması olanaklı değildir. Oysa ne kadar ilginçtir ki biz hep, öteki olmadan biz ya da ben olamaz demeye odaklanmışız. Benin kendiliğinden varlığını ötekiyle sınırlandırmışız. Bu da hem toplumsal-ulusal hem de bireysel patolojilerimizin temelini oluşturuyor bana kalırsa.</p>
<p>Şöylesine yalın bir akıl yürütmeyle, başka benliklere açılan en temel pencerenin kendimiz, özümüz olduğunu düşünüyorum. Ben bensem, tekil ve biriciksem başkalarının da ben, tekil ve biricik olduğunun ayırdına varırım. Böylece benim varlığım ya da benliğim başka varlıkların bilincine beni vardıran bir işlev edinir, erdemli bir nitelik alır. Akıl ve ruh sağlığımı korur; beni, belirsizlik ve kaygının karşıtı olan güven duygusuna götürür.</p>
<p>Kuşkusuz bencilliğin olumsuz bir tarafı da var. Ben ona “ahmakça bencillik” diyorum. Başkalarını yok sayan ağalık, paşalık, firavunluk biçiminde gösterir kendini. Böylece varlığını ebedi kıldığını sanır. Sevgiden yoksun bir benliğin yarına kalması olanaklı mıdır? Ben-benlik bir amaç mı, yoksa bir sevgi ortamı ve empatinin olmazsa olmaz bir koşulu mudur?</p>
<p>Her şeyin değişen hızının baş gösterdiği bunalım bizi de sarmış. Değerlerimizin küresel olmasından kıvanç duyar olmuşuz. Nedir küresel olan değerler? : Bireysellik, rekabet, serbest piyasa! Bireyselliğin peşi sıra gelen rekabet ve serbest piyasa olguları ahmaklaştırıyor benliğimizi. Neden bireyselliğin ardından evrensellik, dayanışma ya da özgür sevgi ve yaşam değil? Teknolojinin hızına ayak uydurabiliyor mu değerlerimizin gelişimi?</p>
<p>Doğaya sevgi anlayışını barındırmayan bir teknoloji küresel ısınmayla, dünyanın kuzeyinin güneyine gösterdiği iki yüzlü sevgi -anlayış yoksunluğu- açlık ve yoksullukla yüz yüze bıraktı insanlığı. Korku ve acımanın beslediği sevgisizlikten sıyrılabilmek, böylece doğayla ve tüm insanlıkla barışabilmek için zamanımız var hala.</p>
<p>Sevgi her insanın içinde bulunan bir tılsım, bir gizilgüç. Bu gizilgücü etkinleştirme ruh sağlığı hizmetleri alanında çalışan herkesin başlıca sorumluluğu bana kalırsa. Beni, benliği, yerelliği, ulusallığı yadsımadan da sevmek ve evrenselleşmek olanaklı.</p>
<p>Psikolojik danışmanlar olarak her birimiz birer sevgi öğretmeni olmalıyız. Tahtada öğretilemeyecektir fakat bu anlayış. Psikolojik danışmanın bütün yaşamına nüfuz etmeli bu coşku: Sevgiyi öğrenme ve öğretme coşkusu. Buscaglia’nın “Yaşamak, Sevmek ve Öğrenmek”, Fromm’un “Sevme Sanatı”, Dökmen’in “Varolmak-Gelişmek-Uzlaşmak” adlı yapıtları bu coşkunun can bulduğu birkaç örnek. Bu coşku yayıldıkça dünya daha yaşanabilir bir yer olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=103</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu Olma Çabası Üzerine</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=101</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=101#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 13:09:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=101</guid>
		<description><![CDATA[ 


Mutlu Olma Çabası Üzerine (Ankara PDR Topluluğu Dergisi sayı:1)
Düşüncesiyle, bilinciyle, duygusuyla en karmaşık varlık olan insanın yaşamının amaçlarının yöneldiği bir ada “mutluluk”. Ya da dünyaya gelişimizle birlikte bize eşlik eden, bize can veren bir enerji. Belki de hiç ulaşamayacağımız bir ülkü, ulaşılmayıp ancak duyumsandıkça anlamlı bir ülkü mutluluk…
Mutlu olunmadan yaşanan bir yaşam yaşanılmış sayılabilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong></strong> <img class="aligncenter size-medium wp-image-129" title="guzelblog_mutluluk" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/guzelblog_mutluluk-300x239.jpg" alt="guzelblog_mutluluk" width="300" height="239" /></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong><span style="text-decoration: underline;">Mutlu Olma Çabası Üzerine</span></strong> (Ankara PDR Topluluğu Dergisi sayı:1)</div>
<p>Düşüncesiyle, bilinciyle, duygusuyla en karmaşık varlık olan insanın yaşamının amaçlarının yöneldiği bir ada “mutluluk”. Ya da dünyaya gelişimizle birlikte bize eşlik eden, bize can veren bir enerji. Belki de hiç ulaşamayacağımız bir ülkü, ulaşılmayıp ancak duyumsandıkça anlamlı bir ülkü mutluluk…<span id="more-101"></span></p>
<p>Mutlu olunmadan yaşanan bir yaşam yaşanılmış sayılabilir mi? “Mutlu olmaya sırt çevirmek insan olmaya sırt çevirmektir” diyor Kant. Gönül filozofumuz Ahmet İnam, bu sözü daha da ileri taşıyıp “Umutsuzluk en büyük ahlaksızlıktır” diyerek mutlu ve umutlu yaşamın erdemliliğini anlatmak istiyor bizlere.</p>
<p>Mutluluk üzerine onca yaşantımız olduğunu düşünmemize, mutluluk kavramı üzerine onca konuşmamıza karşın aslında “mutluluk” olanca belirsizliğiyle hala karşımızda duruyor. Belki göreceliliğin en görünür olduğu bir konu mutluluk. Üstelik birçok kavramla da çağrışımlı. Bu durum onun anlaşılmasını daha güç, gerekli ve çekici kılıyor.</p>
<p>Her bir insanın ve kültürün kendi dünya görüşü temelinde geliştirdiği bir mutluluk anlayışı var. Bu doğrultuda; mutluluk, kimimiz için mal-mülk edinmek, kimimiz için cennete gitmek, kimimiz için bilgeliğe erişmek, kimimiz için ise âşık olmak ve bunun gibi binlerce açıklamaya bürünüyor. Kişiler yaşamdan beklenti ve isteklerine göre farklı mutluluk kategorilerine girebiliyorlar.</p>
<p>İnsanlar, mutluluk görüşlerini temellendirirken farklı akıl yürütmelere başvuruyorlar görüldüğü gibi. Elbette ki her bir değerlendirme bir anlamda diğer mutluluk anlayışlarının bir eleştirisini de içeriyor. Çoğun, biz psikolojik danışmanların tarafsız olmaları beklenir, ama ben mutluluğu bu kimliğimden sıyrılarak kendimce yorumlamaya, irdelemeye çalışacağım.</p>
<p>Eğer mutluluk yaşamın birincil ereği ve sonsuz kılınmak istenen bir duygu ise mal-mülk edinmenin bunun gerçekleşmesine sunacakları sınırlı kalacaktır. Çünkü, özellikle mal-mülk edinmede ne hırsımızın ne de edinmek istediklerimizin ucu bucağı olacaktır. Öyle ki insan bu hırsla doymayacak, daha çok edinenleri düşmanca algılayacak ve sevgiden, mutluluktan yoksun kalacaktır. Bu geçici nitelikle –para, mal sahibi olmakla- övünene gösterilen itibar Nasreddin Hoca’nın kürküne gösterilen itibardan öteye geçemeyecektir. Öyle ki, ahmak bir kişinin varsıllığı hem o kişi için, hem de toplum için bir mutsuzluk kaynağı olma gizilgücünü de her zaman taşıyacaktır. Varsıl olup da mutlu olamayan, yoksul olup da aynı zamanda mutlu olan onlarca insan sayabilirim sizlere.</p>
<p>Cennet nasıl anlatılır? Halk ve özellikle erkekler arasında, hurilerin varlığı cennetin sıkça söz edilen özelliklerinden biridir. Hurma ağaçları, yeşillikler ve mavilikler içinde ebediyen mutlu olacak bir yaşam vaad edilir inananlara. Bu anlamda inanmak ve itaat etmek mutlu olmanın gereğidir. Sonsuz bir mutluluk sıkıcı gelmez mi peki? Özgür olunmadan mutlu olunabilir mi? Bir şeyin yoksunluğunu duymadan onu gerekseyebilir miyiz? Aşk acısı çekmeden, ölümü duyumsamadan, acıkmadan, çişimiz gelmeden ve sonu olmadan yaşamak ne kadar yaşamaktır? Ya da bu yaşam mutluluğu sağlar mı? Bilemiyorum, ama bu “kusursuz” yaşam bana hiç çekici gelmiyor.</p>
<p>Bilgelik de en az mutluluk kadar yaşamın amacıdır. Antik Yunan’da, hiçbir zaman gerçek anlamda bilgeliğe ulaşılamayacağı bilincinden hareketle insanlığın yol göstericisi olan felsefeye “bilgeliği sevmek” anlamı yüklenmiş. Bilmek ya da bilmeye yönelmek, mutluluğun en güzelini bahşetmiş insanlara.</p>
<p>Felsefenin olduğu yerde; mutluluk adına kendini kandırmak, gerçeği saptırmak, kul olmak, mutluluğu sahip olmaya indirgemek giderek gerçeklikle korkmadan yüzleşmeye, özgür bir varoluşa bırakmış yerini.</p>
<p>Bilme uğraşımız içinde umutsuzluğa zaman zaman kapılabiliriz. Belirlenimlerimizin bizi ne denli etki altında tuttuğunu kavrayarak karamsarlık sarabilir benliğimizi. Yakınabiliriz gerçeklikten, mutsuz olabiliriz mutlu olmak adına! Umut peşinde koşmaktan yorulmuş ve tüm umutlarımızı yitirmiş de olabiliriz. Bir umut bulma umudumuz vardır ama. Dile gelir karamsarlığımız. Dile gelen karamsarlığa karamsarlık denilebilir mi? Dile gelen her şey bir umut ışığının göstergesi değil midir? Tüm karamsarlığımıza rağmen yaşıyorsak ve gerçeklik bizi acıtıyorsa, bunu olgunca- kendimizi hırpalamadan- yadırgıyorsak ve bunu paylaşıyorsak insanlıkla bir umut bulma, mutlu olma umudumuz vardır hala. Benim yazma gerekçem de bu değil mi zaten?</p>
<p>Mutluluk nedir? Sürekli bir neşelilik ya da gevşeme hali midir? Kulak verelim Andre Comte-Sponnville’in aydınlatıcı sözlerine:</p>
<p>“Mutluluk yola çıkmamızdaki amaç değil, yolun kendisidir. Sarsıntılı, yamru yumru, zor bir yol mu? Evet, hemen hep öyledir. Ama zorlukları sevmez ya da kabullenmezsek hayatı nasıl sevebiliriz? Mutluluk insanı dinlendirmez; sonu başarıyla biten bir çaba ya da alt edilen bir başarısızlıktır o. Uzun lafın kısası cesaret yoksa mutluluk da yoktur, bu noktada stoacılar haklı. Ama, zevk olmadan da olmaz, dolayısıyla Epikuros da haklı; sevgisiz de olmaz, bu durumda sadece sevgi konusunda uzman olmak isteyen Sokrates, Aristotales (Sevmek keyif almaktır”), Spinoza (“Aşk bir sevinçtir”), Freud (“İnsan sevme yeteneğini kaybettiyse hasta demektir”) , Montaigne (“Kendi adıma hayatı seviyorum”) ve hepimiz haklıyız. Mutluluk ne var olmakta, ne sahip olmakta. O , harekette, zevkte ve sevgide.”</p>
<p>Montaigne ile bitirelim:</p>
<p>“Gerçek bir mutluluk, kusurlu bile olsa –ki bütün mutluluklar böyledir-, bir efsaneden ya da yalandan başka bir şey olmayan ideal bir mutluluğa yeğdir. Bırakalım bilgelik hayallerini! Bırakalım mutluluk hayalleri kurmayı! Hayat, maddi ve bedensel bir etkinliktir, özü itibariyle kusurlu ve bozuktur; ona, onun istediği gibi hizmet etmeye çabalıyorum.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=101</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın ve Yabancılaşma</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=99</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=99#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 13:07:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Denemelerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[
Kadın ve Yabancılaşma (ÇYDD Ank. Şubesi Gençlik Komisyonu İletisi Mart 2006)
Kimliğimiz-varlık alanımız- bencil ve ayrıksı mıdır, öteki ben ve öteki kimliklerden. Kimliği beni ötekiden ayıran her şey olarak tanımlama eğilimindeyizdir çoğu zaman. Bu bağlamıyla kimlik kavramı ötekilerden ayrıksı olmakla anlam kazanır. Maalouf’un deyimiyle “ileri sürülen kimlik genellikle hasmınınki üzerine-ters yönde- inşa edilir”. İşte bu noktada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://img.blogcu.com/uploads/kursatcosgun_Resim.1_010.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-134" title="kadinlar1" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/2009/06/kadanlar1.jpg" alt="kadinlar1" width="515" height="400" /></a></span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kadın v<a href="http://img.blogcu.com/uploads/kursatcosgun_Resim.1_010.jpg"></a>e Yabancılaşma</span></strong> (ÇYDD Ank. Şubesi Gençlik Komisyonu İletisi Mart 2006)</p>
<p>Kimliğimiz-varlık alanımız- bencil ve ayrıksı mıdır, öteki ben ve öteki kimliklerden. Kimliği beni ötekiden ayıran her şey olarak tanımlama eğilimindeyizdir çoğu zaman. Bu bağlamıyla kimlik kavramı ötekilerden ayrıksı olmakla anlam kazanır. Maalouf’un deyimiyle “ileri sürülen kimlik genellikle hasmınınki üzerine-ters yönde- inşa edilir”. İşte bu noktada kimlik kavramı önüne ölümcül nitelemesini alır, ölümcül kimlik biçimine dönüşür ve bütünselliğini yitirir. Sözcüğün bu kullanımıyla birlikte; ulusal kimliğimiz, işçi ya da işveren kimliğimiz, erkek ya da kadın kimliğimiz yabancılaştırır bizi karşıt gördüklerimizden. Onlara yabancılaştıkça yabancılaşırız kendimize de. Çünkü kimlik içeriğin değil toplamın farklılaşmasıdır. Ötekiyle kucaklaşmadan ve bütünleşmeden; insanlık evreninde, özüne ve ölümsüzlüğe ulaşabilmesi olanaklı mıdır insanın?<span id="more-99"></span></p>
<p>İşçinin ürettikçe sefil olup emeğine ve özüne, ulusların faşizmi körükledikçe evrensel ve insancıl olana yabancılaşması gibi; erkek erilleştikçe kadın da dişilleştikçe doğasına yabancılaşır ve bu ayrıksılığı pekiştirir. Akıl ve mantık erilleşmenin koşutudur, erkekle bütünleştirilir ve duyguya, duygusallığa yabancılaştırılır erkek. Aynı şekilde dişilleştikçe akla ve mantığa yabancılaştırılarak kendisinden ayrı düşürülür kadın. Açıkça ve zalimce ezilen kadınlardır bu koşullar altında. Güç elde edebilmenin önemli bir koşulu olan akıl ve mantıktan soyutlanan, yoksun bırakılan kadın toplumsal pazarlık gücünü de yitirmektedir böylece. Aklın ve mantığın tanrısallığı kadının konumunu ikincil kılar; onun varlık alanı kamusal alana giremez, özel ve mahremdir ev denilen o hücresel var-oluş ortamı. “Cennet anaların ayakları altındadır” denilerek kutsanır analık, bir avuntu olur kadın için ebedi eylemsizlik ve yalıtılmışlık durumunda bu kutsanmışlık…</p>
<p>Kadının adı da kendisi de yer almaz Uygarlık Tarihi’nde. Uygarlık Tarihi erkeklerin tarihiyle özdeş ilerler tarih kitaplarında. His-story →(History) “erkeklerin öyküsü” sözcüğü bu dışlanmışlığı açıkça ortaya sermiyor mu? ¹ Uluslar, topluluklar; nasıl tarih bilincinden yoksun uzun süre yaşayamıyorlarsa, bir insanın-kadının- bu bilinç yokluğunda varlığını duyumsatabilmesi ve özgürleşebilmesi olanak dışı görünmüyor mu? Tanrıbilimsel(teolojik) ve ataerkil temelli bir tarih anlayışı erkeği anıtsallaştırır, kadına modeller sunamaz ve böyle bir toplum yapısı çürümeye tutsaktır kuşkusuz. Atatürk Devrimi’nin İslamiyet Öncesi Türk Tarihi’ne vurgu yapmasının bir boyutu da kadına özgüven verebilme anlamını taşımıyor muydu? Çünkü bu tarih anlayışı laikti ve eski Türk toplumlarında Ana-Kadın toplumsal yaşamın önemli bir öğesiydi. Kibele’yi baş tacı yapmamız da kadınlarımızı baş tacı yapmak değil miydi? İnsanlar önce yetkeyi sonra erkeği ve bugün sermayeyi tapılası yaparak uygarlık tarihinin yörüngesini; iç içe geçmiş kitlelerin-kadınların-emek insanlarının kötülüğüne değiştirdiler.<br />
Kadınlarımız da içselleştirmişler bu tarihsel yazgıyı. Bu da onlar için-onlarla birlikte bir dönüşümü gerçekleştirmeyi oldukça zor kılıyor. Kırsal-feodal çevrelerde kadının konumu hala ikincil ve kendilerini tanımlayışları bu konumu ne denli içselleştirdiklerini açıkça ortaya koyuyor:</p>
<p>“Bizim ailelerimizde erkekler güneşe benzer, onların kendi ışıkları var(kaynaklara sahipler, hareket halindedirler, karar alma özgürlükleri var vb.). Kadınlar kendi ışığı olmayan uydulara benzer. Eğer güneşin ışığı onlara değerse ve sadece o zaman parlarlar. İşte bu nedenle kadınlar güneş ışığından daha büyük pay alabilmek için sürekli birbirleriyle rekabet ederler, çünkü bu ışık olmaksızın hayat da yoktur.” ²</p>
<p>Bir erkek çocuk “aslanım, şahinim, kartalım” diye sevilir. Çünkü soylulaştırdıklarımız da tektir, bencildir bizim.³ Asal olan, asıl olan, asil olan bizimle ilişkiye girmeye gereksinmesi olmayan, bunu aşağı gören ve bu ilişkiden kendini ırak tutandır. Erkekler bunun için özdeş kılınır aslanla, şahinle ve kartalla. Çünkü bağımsızlığı ve özerkliği; gücü ve soyluluğu karşılar er olan, erkek olan. Oysa hakaret edeceksek birisine “inek, öküz, köpek” deriz. Köpek sadık olduğu, inek süt verip bizi beslediği, öküz tarlamızı sürdüğü için soylu değildir. Ya kadınlar? Evcilleştirmişiz kadınları da. Ve bu yüzden soylu olan hala erkek…</p>
<p>Bu yazının sonuna üç nokta konulması kaçınılmazdı. Çünkü hep eksik kalacaktı biçemi ya da içeriğiyle erkek gözüyle kadına bakabilmek ve bunu ifade edebilmek. Belki de bütün söylenebilecekleri tek bir yazıya sığdırmak ve indirgemek kadınlara saygısızlık olacaktı. Bilincimizi duyarlığımıza yeni boyutlar katarak tazeleme azmimiz var çünkü yine. Bu azmi hiç yitirmemiş ve söze döktüklerimizin ötesine geçmiş olmak umuduyla…</p>
<p>Alıntılar<br />
¹, ² BHASİN, Kamla; Toplumsal Cinsiyet: Bize Yüklenen Roller, çev. K.Ay; Kadav Yay. 1. Basım; İstanbul, 2003<br />
³ DÖKMEN, Üstün; “Bir Konferansından”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=99</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mehmet Osman Çetiner Kişisel Bilgisunar Sayfasına Hoşgeldiniz&#8230;</title>
		<link>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=1</link>
		<comments>http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=1#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 06:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başlangıç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetosmancetiner.com/?p=1</guid>
		<description><![CDATA[
Güncelleniyor&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-14" title="moc1" src="http://www.mehmetosmancetiner.com/wp-content/uploads/moc1.jpg" alt="moc1" width="365" height="266" /></p>
<p>Güncelleniyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetosmancetiner.com/?feed=rss2&amp;p=1</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
